beklediğim bir şey var.

fakat habersizim ne olduğundan..

sanki geldi gelecek,

çaldı çalacak kapıyı..

ayak seslerini duyar gibiyim..

yoo! hayır!

yalnızca ayak sesleri yetmez!

geldiğinde mehteran takımı eşlik etmeli ona,

pencerelerden tezahüratlar yükselmeli..

bir şenlik havası olmalı etrafta!

hak etmedim mi bunu ben?

aslanın geyiği hak ettiği kadar,

ressamın fırçayı istediği kadar,

ve evsiz çocuğun evini özlediği kadar,

özledim, istedim ve hak ettim..

fakat nedir bu eli kulağındaki?

özlediğim istediğim ve hak ettiğim şey?

çıkmaz sokaklarda dolanır durur gençliğim.

köhne evlerin pencerelerinden,

bakar durur dünya,

garip halime..

gözlerindeki renk çoktan dönmüş griye,

kıskanır gençliğimi..

oysa çıkmaz sokaklarda,

her gün biraz daha solar tenim..

bir yanım inanır güzel şeylere,

bir yanım ise çoktan ayak uydurmuştur,

dünyanın gri rengine..

beklentisi olmamalı insanın..

çünkü hiçbir zaman gelmez beklenen,

ve çoğu zaman olmaz istenen..

hele bir insandan ise beklentin,

unut gitsin,

bekleme boşuna..

mutlu olmak,

mutlu olabilmek var olanlarla..

işte budur bir’e bir veren hasat..

yıldızları gördün mü?

yalnız yanılmamalısın,

gördüğünü sandığın,

şehrin ışıkları olabilir.

nasıl da çok ve parlaktırlar aslında..

sandığın gibi soluk ve donuk değil..

göz kırparlar ta uzaktan..

çoktan ölmüş de olsalar,

ışıltılarını bize emanet ederler hiç düşünmeden..

ölüme karşı son bir çırpınıştır..

iz bırakmak isterler çaresizce..

farkında mısın sorumluluğunun?

yoksa utanıyor musun gökyüzüne bakmaya,

ya da belki korku seninki…

üzgünüm.

koskoca bir yanılgı içinde,

gelip geçmiş günler meğer..

haksız ve yersiz bir umut,

ya da uçuk bir istekmiş..

birkaç fotoğraf ve bir kaç cümleymiş meğer,

tüm yanılgının özeti..

kurşunlar döküldüğünde ağızdan,

delip geçti,

geçerken de yaktı fotoğrafları,

sildi tüm cümleleri..

en zoru da sessizlik..

her şey, her zaman söylenemiyormuş meğer..

işte bir yanılgı daha..

içinde debelendiğim kuyu,

karanlıkta kaldı..

uzandığını sandığım el,

yokmuş meğer..

koca bir yanılgı..

her gece aynı terane..

uzun vakitler uykuyu reddeden,

sonrasında kapıyı aralayıp uykuya,

tatlı, basit ve neşeli hayaller kuran ben..

ve sonrasında da

“rüya mıydı, hayal miydi,

yoksa gerçek miydi?”

karar veremeyen ben..

ah ben ah,

sen yok musun!

hafiften kaçıyor terazinin dengesi..

üç kağıtçı bir satıcı,

ya da aldanan bir alıcı oluyorum,

kendi kendi kendime..

ve bazen hem satıcı hem de alıcı..

alıp veremediğim kendimle mi benim hep?

boşluktaki gaz ve toz bulutuyum,

ve karar vermekteyim, 

“uydu” mu yoksa “dünya” mı olacağıma..

sonsuzlukta yalnız ve belki de çoktan ölmüş bir yıldız mı,

yoksa güçlü bir güneş mi..

kimseler yokken,

bul beni sen,

bir köşe başında,

ya da bir yol ayrımında.

ki sımsıkı sarılayım sana..

gökyüzü maviyken,

bak bana sen,

sık bir ormanda,

ya da okyanusun ortasında.

ki sığınayım sana..

hiçbir şey olmayacakmış gibi,

hayat durgun,

hayat durdu gibi..

aynı enlem-boylamda geçecek bu ömür sanki.

o hep bahsedilen zincirler nerede?

bulsam da kırsam onları.

bu ne biçim sinmişlik,

bu ne yaman çelişki..

iki farklı evren sanki;

var olan ve olması istenen!

yarım elma gibi dolaşıyoruz ortalıkta!

ama “gönül alma” söz konusu değil.

biz sadece zavallı “yarım”larız.

kimileri parlak ve hoş bir kamuflaj edinip,

sözde tamamlamışlar kendilerini.

kandırmaca; nafile..

hayaller hayaller..

çatışırlar hep gerçeklerle.

aslında bir adım ötededirler sadece,

ama korkarız biz ölümüne.

 bir garip mengeneye sıkışmışız sanki,

bakar dururuz uzaktan,

gitmek istediğimiz yere..

hep hayallerimizin çakışacağı bir yol arkadaşı,

yanımızda yürüyecek bir nefes,

yorulunca yaslanılacak bir omuz arar dururuz,

mengeneyi aralamak için..

ama olmaz..

fakat bunlar bahanedir aslında!

sadece acizliğimizi örttüğümüz kara bir örtü..

yazılı zaman

February 2010
M T W T F S S
« Jan    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728