+Ne çok şey biliyor bu insanlar Olric?
-Herkes işine geleni biliyor efendimiz…
+Ne çok şey biliyor bu insanlar Olric?
-Herkes işine geleni biliyor efendimiz…
kalabalıklar içinde eriyip
gün be gün başkası olmak
öldürür insanı yavaş yavaş.
ıssız yerlerde ruhuyla kucaklaşmalı insan,
ki hatırlasın özel kuytularını.
insan kendinden kopmamalı hiç.
herkes gelip geçse de -ki gelir geçerler hep-
kendiyle kalır insan eninde sonunda..
bundandır; sevmeli insan kendini,
tanımalı her bir hücresini..
adım adım yol aldılar gün batımında,
dingin bir sahilde.
oysa ne zordur adım atmak kumda,
tek başına.
fakat onlar güç aldılar birbirlerinden.
denizin mavisi ve güneşin kırmızısı..
ılık rüzgar ise cabası..
işte böyle olmalı insanın yolu.
dingin, ılık, mavi-kırmızı..
ve el ele..
ve gideceği belli bir yer olmamalı insanın.
vardığı hiç bir yer “son” olmamalı..
nasıl olsa nihayetinde,
bir yerlerde “son” bulacak bu yolculuk..
çıkmaz sokaklarda dolanır durur gençliğim.
köhne evlerin pencerelerinden,
bakar durur dünya,
garip halime..
gözlerindeki renk çoktan dönmüş griye,
kıskanır gençliğimi..
oysa çıkmaz sokaklarda,
her gün biraz daha solar tenim..
bir yanım inanır güzel şeylere,
bir yanım ise çoktan ayak uydurmuştur,
dünyanın gri rengine ..
yıldızları gördün mü?
yalnız yanılmamalısın,
gördüğünü sandığın,
şehrin ışıkları olabilir.
nasıl da çok ve parlaktırlar aslında..
sandığın gibi soluk ve donuk değil..
göz kırparlar ta uzaktan..
çoktan ölmüş de olsalar,
ışıltılarını bize emanet ederler hiç düşünmeden..
ölüme karşı son bir çırpınıştır..
iz bırakmak isterler çaresizce..
farkında mısın sorumluluğunun?
yoksa utanıyor musun gökyüzüne bakmaya,
ya da belki korku seninki…
üzgünüm.
koskoca bir yanılgı içinde,
gelip geçmiş günler meğer..
haksız ve yersiz bir umut,
ya da uçuk bir istekmiş..
birkaç fotoğraf ve bir kaç cümleymiş meğer,
tüm yanılgının özeti..
kurşunlar döküldüğünde ağızdan,
delip geçti,
geçerken de yaktı fotoğrafları,
sildi tüm cümleleri..
en zoru da sessizlik..
her şey, her zaman söylenemiyormuş meğer..
işte bir yanılgı daha..
içinde debelendiğim kuyu,
karanlıkta kaldı..
uzandığını sandığım el,
yokmuş meğer..
koca bir yanılgı..
her gece aynı terane..
uzun vakitler uykuyu reddeden,
sonrasında kapıyı aralayıp uykuya,
tatlı, basit ve neşeli hayaller kuran ben..
ve sonrasında da
“rüya mıydı, hayal miydi,
yoksa gerçek miydi?”
karar veremeyen ben..
ah ben ah,
sen yok musun!
hafiften kaçıyor terazinin dengesi..
üç kağıtçı bir satıcı,
ya da aldanan bir alıcı oluyorum,
kendi kendi kendime..
ve bazen hem satıcı hem de alıcı..
alıp veremediğim kendimle mi benim hep?
boşluktaki gaz ve toz bulutuyum,
ve karar vermekteyim,
“uydu” mu yoksa “dünya” mı olacağıma..
sonsuzlukta yalnız ve belki de çoktan ölmüş bir yıldız mı,
yoksa güçlü bir güneş mi..
kimseler yokken,
bul beni sen,
bir köşe başında,
ya da bir yol ayrımında.
ki sımsıkı sarılayım sana..
gökyüzü maviyken,
bak bana sen,
sık bir ormanda,
ya da okyanusun ortasında.
ki sığınayım sana..
yarım elma gibi dolaşıyoruz ortalıkta!
ama “gönül alma” söz konusu değil.
biz sadece zavallı “yarım”larız.
kimileri parlak ve hoş bir kamuflaj edinip,
sözde tamamlamışlar kendilerini.
kandırmaca; nafile..
hayaller hayaller..
çatışırlar hep gerçeklerle.
aslında bir adım ötededirler sadece,
ama korkarız biz ölümüne.
bir garip mengeneye sıkışmışız sanki,
bakar dururuz uzaktan,
gitmek istediğimiz yere..
hep hayallerimizin çakışacağı bir yol arkadaşı,
yanımızda yürüyecek bir nefes,
yorulunca yaslanılacak bir omuz arar dururuz,
mengeneyi aralamak için..
ama olmaz..
fakat bunlar bahanedir aslında!
sadece acizliğimizi örttüğümüz kara bir örtü..

üzerinde hissettiğin o kocaman ağırlık,
küçültüyor seni her geçen gün.
durma,
tüy kadar hafif olacağın o gün için,
şöyle bir bağır..
karşındaki o kocaman ormanda,
yankılansın sesin.
öyle hafifle ki,
yok oldun sansınlar,
o külçeleşmiş küçülmüş insanlar seni..
h.a.

öyle derin ki,
bu şarkıda anlatılanlar..
insanoğlu nasıl da kompetan,
derdini anlatırken..
demek ki gerçekten hissettiğinde insan,
döküveriyor incilerini..
gözleri kamaştıran,
kalp atışlarını sektiren,
şaşırtan hisler bunlar..
nasıl da kompetan insanoğlu,
kalbini açarken..
bu şarkı; gerçek!

belki de hiç bir zaman bağdaşmayacak şeyler istiyorum hayattan..
ya da günlük yaşayıp, ayran gönüllü takılıyorum.
objelerim olsun istiyorum şefkatle seyrettiğim,
fakat hiç dokunmadığım.
‘ben bu gece ölmezsem..’ şarkısındaki kadar hüzünlü,
‘haydi gel içelim’ şarkısındaki kadar mutlu ve umarsız,
ve ‘sessizlik’ kadar asil..
———
kopmak acı verici çoğu zaman,
ama hemen ardından unutyor insan..
bağ kurmak zor ve zaman alıcı,
ama hemen ardından unutuyor insan değerini..
unutkan varlıklarız demekki biz,
fakat nedir bu abartılı duygu dalgaları..
‘dalgalandım da duruldum’ ….
h.a to D.