Fin del viaje

Image

bazen beklemek boşuna,

çabalar yok yeredir.

olmadı mı olmaz işte.

söylenenler boşlukta kaybolurken,

muhatap hep suskundur.

belki umursamaz, belki de çaresiz.

ya sevgisiz ya korkak, ya da cokça temkinli.

kızamazsın da, küsemezsin de.

ama bu belirsizlik, ifadesizlik ve kararsızlık içinde,

değersiz hissetmelere katlanamazsın da.

boşluk doldurucu bir tıpa,

ya da oyalayıcı bir meşgale olmaya devam edemezsin.

üzülerek ve kırılarak da olsa,

kendine olan saygına sarılırsın tüm gücünle,

bu saygısızlık karşısında.

silkelenip devam edersin işte,

demek ki; bu kadar.

H.A.

kitap arasında unutulmuş / 20 aralık 2005

Yalnızlık var bu odada,

Ne acınası, ne de evlere şenlik..

Anlamak zor.

 

Göz yaşı var bu duvarlarda,

Mutluluktan değil herhalde..

Ama üzüntüden olmadığı da kesin.

 

Şöyle bir baktığımda tavana,

Sesler duyuyorum, karmakarışık..

Bütün söylenenler, konusulanlar,

Takılmış kalmış oraya.

 

Oysa gülücükler vardı,

Parıldayan gözler vardı eskiden.

Herkes gitmiş,

Herşeylerini götürmüş..

 

Korkuyorlar,

Azalarak, bir gün yok olmaktan..

Ondandır geriye bir şey bırakmamaları.

 

Oysa hafiflemek lazım bazen.

Hiç kuşlara özenmemiş onlar..

 

Oysa ben,

Hep kuş olmak istedim.

 

H.A. 2005/aralık

kendimle kucaklaşmalar

kalabalıklar içinde eriyip

gün be gün başkası olmak

öldürür insanı yavaş yavaş.

ıssız yerlerde ruhuyla kucaklaşmalı insan,

ki hatırlasın özel kuytularını.

insan kendinden kopmamalı hiç.

herkes gelip geçse de -ki gelir geçerler hep-

kendiyle kalır insan eninde sonunda..

bundandır; sevmeli insan kendini,

tanımalı her bir hücresini..

yol, kırmızı-mavi olmalı.. ılık ve dingin.

adım adım yol aldılar gün batımında,

dingin bir sahilde.

oysa ne zordur adım atmak kumda,

tek başına.

fakat onlar güç aldılar birbirlerinden.

denizin mavisi ve güneşin kırmızısı..

ılık rüzgar ise cabası..

işte böyle olmalı insanın yolu.

dingin, ılık, mavi-kırmızı..

ve el ele..

ve gideceği belli bir yer olmamalı insanın.

vardığı hiç bir yer “son” olmamalı..

nasıl olsa nihayetinde,

bir yerlerde “son” bulacak bu yolculuk..

dünya köhne pencerede

çıkmaz sokaklarda dolanır durur gençliğim.

köhne evlerin pencerelerinden,

bakar durur dünya,

garip halime..

gözlerindeki renk çoktan dönmüş griye,

kıskanır gençliğimi..

oysa çıkmaz sokaklarda,

her gün biraz daha solar tenim..

bir yanım inanır güzel şeylere,

bir yanım ise çoktan ayak uydurmuştur,

dünyanın gri rengine ..

bekleme!

beklentisi olmamalı insanın..

çünkü hiçbir zaman gelmez beklenen,

ve çoğu zaman olmaz istenen..

hele bir insandan ise beklentin,

unut gitsin,

bekleme boşuna..

mutlu olmak,

mutlu olabilmek var olanlarla..

işte budur bir’e bir veren hasat..

yıldızlıdır gökyüzü

yıldızları gördün mü?

yalnız yanılmamalısın,

gördüğünü sandığın,

şehrin ışıkları olabilir.

nasıl da çok ve parlaktırlar aslında..

sandığın gibi soluk ve donuk değil..

göz kırparlar ta uzaktan..

çoktan ölmüş de olsalar,

ışıltılarını bize emanet ederler hiç düşünmeden..

ölüme karşı son bir çırpınıştır..

iz bırakmak isterler çaresizce..

farkında mısın sorumluluğunun?

yoksa utanıyor musun gökyüzüne bakmaya,

ya da belki korku seninki…

yanılgı

üzgünüm.

koskoca bir yanılgı içinde,

gelip geçmiş günler meğer..

haksız ve yersiz bir umut,

ya da uçuk bir istekmiş..

birkaç fotoğraf ve bir kaç cümleymiş meğer,

tüm yanılgının özeti..

kurşunlar döküldüğünde ağızdan,

delip geçti,

geçerken de yaktı fotoğrafları,

sildi tüm cümleleri..

en zoru da sessizlik..

her şey, her zaman söylenemiyormuş meğer..

işte bir yanılgı daha..

içinde debelendiğim kuyu,

karanlıkta kaldı..

uzandığını sandığım el,

yokmuş meğer..

koca bir yanılgı..

kendimle oyunlar/oyalamalar

her gece aynı terane..

uzun vakitler uykuyu reddeden,

sonrasında kapıyı aralayıp uykuya,

tatlı, basit ve neşeli hayaller kuran ben..

ve sonrasında da

“rüya mıydı, hayal miydi,

yoksa gerçek miydi?”

karar veremeyen ben..

ah ben ah,

sen yok musun!

hafiften kaçıyor terazinin dengesi..

üç kağıtçı bir satıcı,

ya da aldanan bir alıcı oluyorum,

kendi kendi kendime..

ve bazen hem satıcı hem de alıcı..

alıp veremediğim kendimle mi benim hep?

boşluktaki gaz ve toz bulutuyum,

ve karar vermekteyim, 

“uydu” mu yoksa “dünya” mı olacağıma..

sonsuzlukta yalnız ve belki de çoktan ölmüş bir yıldız mı,

yoksa güçlü bir güneş mi..

durgun hayat

hiçbir şey olmayacakmış gibi,

hayat durgun,

hayat durdu gibi..

aynı enlem-boylamda geçecek bu ömür sanki.

o hep bahsedilen zincirler nerede?

bulsam da kırsam onları.

bu ne biçim sinmişlik,

bu ne yaman çelişki..

iki farklı evren sanki;

var olan ve olması istenen!

bir adım ötede

hayaller hayaller..

çatışırlar hep gerçeklerle.

aslında bir adım ötededirler sadece,

ama korkarız biz ölümüne.

 bir garip mengeneye sıkışmışız sanki,

bakar dururuz uzaktan,

gitmek istediğimiz yere..

hep hayallerimizin çakışacağı bir yol arkadaşı,

yanımızda yürüyecek bir nefes,

yorulunca yaslanılacak bir omuz arar dururuz,

mengeneyi aralamak için..

ama olmaz..

fakat bunlar bahanedir aslında!

sadece acizliğimizi örttüğümüz kara bir örtü..

hafifleme hali

SP_A1056

üzerinde hissettiğin o kocaman ağırlık,

küçültüyor seni her geçen gün.

durma,

tüy kadar hafif olacağın o gün için,

şöyle bir bağır..

karşındaki o kocaman ormanda,

yankılansın sesin.

öyle hafifle ki,

yok oldun sansınlar,

o külçeleşmiş küçülmüş insanlar seni..

h.a.